ADANA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ +90 322 453 00 09 info@altinkoza.org.tr
AÇILIŞ TÖRENİMİZDE VİZYON SAHİBİ YÖNETMEN ÖDÜLÜ’NE ULAŞAN ANDREW DOSUNMU’YU ULUSLARARASI PROGRAM DİREKTÖRÜMÜZ KEREM AKÇA DEĞERLENDİRDİ
26.01.2018

AÇILIŞ TÖRENİMİZDE VİZYON SAHİBİ YÖNETMEN ÖDÜLÜ’NE ULAŞAN ANDREW DOSUNMU’YU ULUSLARARASI PROGRAM DİREKTÖRÜMÜZ KEREM AKÇA DEĞERLENDİRDİ

Çerçeveleme erbabı stilize bağımsız

 

Özünde bir Nijeryalı. Sinemasındaki olgunluk, profesyonel fotoğrafçılıktan gelen çerçeveleme gücü, sinema evrenini moda şovuna dönüştürme becerisi ve bunlara eklenen video klip/reklam arka planıyla ufuk açıcı bir yönetmen… ‘Yabancılaşma’ temasını kendine özgü tekniklerle ‘özgün’ hale getiren Andrew Dosunmu, şüphesiz Amerikan bağımsız sinemasında son yılların en görmezden gelinen isimlerinden. Kar-Wai-Schatzberg kırması özel bir yönetmenle karşı karşıyayız.

 

Amerika’nın yalnız ruhları, sayısız yönetmenin merceğine malzeme oldu. Ama Andrew Dosunmu bu durumu çok farklı bir boyuta taşıyor. “Restless City” (2011), “George’un Annesi” (“Mother of George”, 2013) ve “Kyra Nerede?” (“Where is Kyra?”, 2017) ile bizi içinden fotoğraf, video klip ve moda tasarımı geçen plastik ve şiirsel bir dünyaya davet ediyor. Yeri geldiğinde ülkesinin geleneksel değerlerini, yeri geldiğinde beyaz Amerikalıların ahlaki problemlerini sorgulayabiliyoruz.

 

ÜÇÜNCÜ DÜNYA ÜLKESİ SİNEMASININ UZAĞINDA BİR SOLUK

Dosunmu’nun karakterleri fazlasıyla sıkıntılı tipler. Bergman ve Hitchcock kadar Freud’dan da beslenen bir yönetmen kendisi. Ama bunlara, kamerayı her eline alanın yaptığı gibi ‘omuzda tutulan kameranın getirdiği saf gerçekçilik’ üzerinden bir karşılık bulmuyor. Aksine seyirciyi tepeden tırnağa kavrayan bir estetik kaygının peşine düşüyor. Bunu ‘sanatçı ruhu’ ile birlikte ‘video-art galerisi’ne de dönüştürmüyor. Ortak senaristi Darci Picoult’un katkısıyla ‘gerilim yüklü bir dramatik yapı’ya malzeme ediyor. Onda ne ‘klasik bir sosyal gerçekçilik’, ne de ‘egzotik bir üçüncü dünya sineması dokunuşu’ var. ‘Çerçeveleme özeni’ ile hemencecik kendini ‘gerilla sineması’ temsilcilerinden ayırıyor.

 

Amerikan sinemasından çıkış yapan Afro-Amerikalı sinemacılara bakınca, elbette ilk olarak portre fotoğrafçılığıyla sanata adım atan ve 1969’da “Learning Tree” adlı büyüme hikayesiyle birlikte ırkçı tabuları yıkan Gordon Parks gelir akla. Onun ardından Melvin Van Peebles’ın önderlik ettiği siyahi istismar filmleri furyası da ‘biçimci’ ve fazlasıyla ‘kitsch’ görünümlüdür. Julie Dash’in kadın olarak bu isimlere katılması bir yana 80’lerin sonunda Spike Lee ve John Singleton ile gelen ciddiye alınma ve ‘hood film’ geleneğinin stüdyolara sızması ayrı bir hareketlenme belirtisi.

 

Dosunmu tüm bunlardan bir parçayı alıp kendi yaklaşımına monte ederek özgün bir kimlik için yola çıkmış gibi. Aslen Nijeryalı ve göçmen bir yönetmen. İlk iki filmiyle düşler ülkesindeki ‘kültürel sıkışmışlığı’ yansıtıp Fatih Akın ile akrabalık kurdu. Ama hala bir Afro-Amerikalı yönetmenin ödül alamadığı Sundance Film Festivali’nin bu istatistiğini yıkamadı. 1999’da ‘Hot Irons’ adlı belgesele, 2004’te Johannesburg gençliğini anlatan dizi ‘Yizo Yizo’ya, 2010’da Dünya Kupası belgeseli ‘The African Game’e imza atmasına karşın sinemaya geç adım attı.

 

Bu süreçte 1996’da Isaac Hayes videosu ile adım attığı video klip yönetmenliği bir yana, esas kariyeri de Yves Saint Laurent’ın moda evinde start aldı. AT & T, General Motors, Levi’s, Kenneth Cole gibi firmalar için reklam filmi çekti. Vibe, Clam, Fader, Vogue Hommes gibi dergilerde fotoğrafçı olarak çalıştı.

 

Bir Afrikalı, ama Afrika sinemasının Ousmane Sembene gibi sosyal gerçekçiliği keskinleştiren klasik temsilcilerini elinin tersiyle itiyor. Aksine onun geleneğiyle, Jerry Shatzberg’in fotoğrafla ilişkisi ve Wong Kar-Wai’nin stilize/şiirsel sinema anlayışını birleştirdiği söylenebilir. Afro-Amerikan sinemasının ayrıksı ya da üvey evladı olarak anılabilecek Dosunmu, karakterlerini de bu yönde tasvir eder.

 

ŞİİRE VE STİLE KAYAN GÜÇLÜ FOTOĞRAFLAR

“Restless City”de müzisyen Djibril’in (Sy Assane) Brooklyn’deki yalnızlığı, bir ‘aşk paydası’ da iliştirilerek yansıtılır. Bu baskın ve stilize görselliğin en önemli sorumlusu görüntü yönetmeni Bradford Young’dır. Genelde dar odak, fluluk, odak kaydırma gibi teknikleri yakın ve çok yakın planla, derinlikli fotoğrafların parçası yapmayı sever. Kurgucusu Oriana Soddu da buna yavaş çekim ile destek verebilir. Elbette yapım tasarımcısı Lucio Seixas ve kostümcü Mobolaji Dawodu da bu evrenin birleştirici unsurlarıdır.

 

Yönetmen her filminde yabancılaşan karakterler sunarken, ‘renk filtreleri’ni ana objeye dönüştürür. Karenin bir tarafının kapkaranlık, bir tarafının yemyeşil olduğuna fazlaca tanıklık ederiz. Karakterler kafa boşluğu bırakılmış bir şekilde kadrajın bir tarafına da geçebilirler. Ayrıca odak kaydırma yöntemiyle “Restless City”ye uygun dikiz aynası görüntüsü de ikoniktir.

 

GELENEĞİ SAĞLAM, PLASTİK GERİLİM FİLMİ TAKDİMİ

“George’un Annesi” ise Dosunmu’nun en kalıcı ve biçimci filmidir. Filmde, Isaach de Bankolé ile Danai Gurira’nın sorunlu evliliği dramatik öğelerin çözülmesine yol açar. Film aslında Nijerya aile yapısındaki tutuculuk, tabular ve göç meselesiyle, bunların görmezden gelinme problemi üzerinedir… İlk 30 dakikadaki kutsal evlilik seremonisi, kafaları göstermeden kaydırılan kamera da dahil olmak üzere yabancılaştırıcı kareleri aktif hale getirir. Böylece ‘en egzotik görüntüler’, rahatsız edici bir ‘gelenekçilik’in parçası olarak sunulur.

 

Dosunmu’nun evreninde karakterler birer moda ikonu gibidirler. Onun ‘fotoğraf’ ve ‘video klip’ arka planına, ‘Schatzberg’ ve ‘Kar-Wai’ geleneğine böylesi bir camp ve otantik kostüm/set kullanımı eklenir. Bu da karakterlerin üç boyutlu görünmesini kolaylaştırır.

 

Tipik bir üçüncü dünya ülkesi yönetmeninin aksine Dosunmu, yabancılaştıran evliliği çok iyi anlatır. Nijerya’da toplumun ilkel işleyişinin açtığı yaraları bir çırpıda eleştirir. Ama çocuk sahibi olma meselesinde de ‘yasak ilişki’yi işaret ederek, aslında her şeyin gözüktüğü kadar ‘tutucu’ olmadığını gösterir. Yoruba-İngilizce arasında gidip gelen “George’un Annesi”nde seks sahneleri de sabit kalan kamerayla ‘etkili’ hale gelir.

 

Kültürel sıkışmışlığı en az Fatih Akın’ın “Duvara Karşı”sı (“Gegen Die Wand”, 2004) kadar iyi yansıtmıştır Dosunmu. Temeldeki basmakalıp kavramlar üzerine bir profesyonellik, olgunluk katmayı becerir. Modacı yönetmen denince akla Tom Ford geliyorsa, Dosunmu da listeye girmeye aday sayılmalıdır. Çünkü her şey bir dönem filmi özenindeki kostüm kullanımının ‘defile’ kıvamındaki özeninde gizlidir.

 

Yönetmen, çok kritik bir meseleyi hiç sömürmeden gerilime malzeme edebilir. “Restless City”de ‘müzisyen gerilimi’, “George’un Annesi”nde ‘egzotik evlilik gerilimi’, “Kyra Nerede?”de matem gerilimi ön plandadır. Aslında son filmi “Kyra Nerede?”, yönetmenin ‘beyaz sinema’ya geçmesi için anahtar konumundadır. “George’un Annesi”nde birlikte çalışmaya başladığı Philip Miller’ın ud, obua ve piyanosu, karakterleri içine soktuğu tedirgin edici atmosferi daha anlamlı kılar. Michelle Pfeiffer’ın Kyra’sı kendini arar. İşsiz kalarak evinde annesiyle yaşayan karakterin, onun üzerinden ‘kişilik bölünmesi’ yaşayacağı, filmin ‘iki karaktere bölünen’ ev içi açılış bölümünde bellidir. Ama filmde annenin ölmesiyle birlikte kişilik bölünmesi ‘Bergmanesk’ bir hal alacaktır. Annesinin maaşını almak için bankaya giden kızının yaşadığı duygu ‘matem gerilimi’ni anlamlandırır ve katmanlı hale getirir. Dosunmu’nun cinsel tutku ile imtihanı bir kez daha açığa çıkar. Yönetmenin sinemasında ‘cinsellik’, arka planda duran yatıştırıcı bir ‘suçlu zevk’ gibidir.

 

“Kyra Nerede?”de bir duvarın arkasında, sabit kalan kameranın ilerisinde, kadrajın sağ tarafında bireylerin ilişkisi vardır. Ama gözümüze sokulmaz. Zira psikolojik sancıdan kurtulma ya da anlık sakinleşme adına bir ‘terapi’ yöntemidir bu. Pfeiffer da, Sutherland de gerçek anlamda performans sergilemezler. Aksine sinema evreninin bir parçası olurlar.

 

Dosunmu, ikinci filminde fazlasıyla Afro-Amerikan Wong Kar-Wai izlenimi bırakmıştır. Brooklyn zeminindeki Nijeryalı göçmen hikayesi, kadın karakterin sıkışmışlığını tablomsu karelerle büyük bir acıya malzeme etmiştir. Ama araya giren yavaş çekimlerle de sanki “Aşk Zamanı”nın şiirsel, stilize ve psikolojik hali açı-mercek uyumuna tesir etmiştir.

 

“Kyra Nerede?”de yönetmenin arayışı ‘beyazlık’la Shatzberg-Bergman arası bir yaklaşıma kaymıştır. Afro-Amerikalı F. Gary Gray ve Antoine Fuqua’nın video klip/reklam arka planlarını Hollywood’da çok da iyi kullanamamalarına karşılık, üç kurmaca filmiyle Dosunmu bunu gayet iyi becermiştir. Belki de Anton Corbijn’in “Control”üyle (2007), dinginlik ile biçimci ruhu birleştirme konusunda bağlantı kurmuştur.

 

SIRADAN TEMALARDAN EVRENSEL BİR SİNEMA DÜNYASI

Onun dünyasında ‘psikoloji’, ‘fotoğraf’, ‘fluluk’, ‘moda tasarımları’ ve ‘video klip’ bir araya gelir. Bunların kesişme gücünden de beklenmedik boyutta ‘evrensel’ bir sinema çıkar. Modern sinema uyruklu fotoğrafçı yaklaşımı çarpıcıdır. Onun çok acılı karakterlerin problemlerine odaklanırken; yabancılaşma, yalnızlık gibi çağdaş dünyanın problemlerini hem ‘kültürel sıkışmışlık’ hem ‘kimlik bölünmesi’ne malzeme etmesi bir olgunluk belirtisidir.

 

Her kadrajının içinden yeni bir şey çıkarmak mümkün. Dosunmu, profesyonel kadrajları bir sinema diline malzeme ederek klasik formüllerle sınırlı kalmıyor. Young ile iç/dış mekan işçiliği ve renk ustalığıyla sınıfı geçen incelikli bir kare bütünlüğü çıkarabiliyor. Yönetmen, Amerikan sinemasının yeni yalnızlık temsilcisi olabilir. Onu ‘postmodern dönemin yabancılaşma sineması’ yaratma konusunda ‘imgesel’ ve ‘tepki gören’ hale getiren de belki bu püf noktası... Biçimcilik ile minimalizmin aynı potada eridiği etkileyici fotoğraflar ‘sinema’ ile ‘heyecan verici’ hale gelebiliyor bu sayede. Dosunmu, her şeyden önce film yönetmeni olmak için önce sağlam bir arka plan oluşması gerektiğini öğretiyor. Bu açıdan da eğitici bir karaktere sahip.

 

Isaach de Bankolé ve Michelle Pfeiffer’la çalışmak bir yana, Oscar’a aday olan ilk siyahi görüntü yönetmeni Bradford Young’ı keşfetmek de Dosunmu için çok önemlidir. İkonik bir figüre dönüşmek için bekleyecek olsa da, Amerikan bağımsız sinemasının entelektüel figürü olarak adını bir kenara yazmak şart. Zira Amerikan bağımsız sinemasından, bu kadar kadrajına hakim, biçimci tarafını yeri geldiğinde aktif hale getirebilen yönetmenler bulmak kolay olmuyor.

SPONSORLAR

Festival Sponsorları
"Sinemanın başarılı örneklerinin 24. kez ödüllendirileceği Uluslararası Adana Film Festivali'ne katılacak tüm sinemaseverlere iyi seyirler dilerim..." HÜSEYİN SÖZLÜ Adana Büyükşehir Belediye Başkanı